H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z



« Önceki |

14/7/2007

Türkiye’de geniş bant İnternet

.

İnternet ve bilgi ağları alanında geliştirdiği yazılım, donanım ve hizmetleriyle bilginin dünya üstünde hareketini mümkün kılan, ağ teknolojileri konusunda uzman Cisco; geleneksel hale gelen “Türkiye’de Geniş Bant İnternet Araştırması”nın ikincisine IDC ile birlikte imza attı.

Türkiye’deki genişbant pazarının boyutlarını ortaya koymak amacıyla ilki Haziran 2006, ikincisi ise Aralık 2006’da gerçekleştirilen Cisco Genişbant Internet Araştırması ile Türkiye’nin genişbant konusundaki resminin çekilmesini ve gerçekçi bir gelecek planı hazırlamak mümkün hale geliyor. Segment, bant genişliği, teknoloji platformu, aylık abone ücreti ve abone dağılımına göre ölçülen araştırma her altı ayda bir aynı yöntem kullanılarak yapılıyor. 

 

Genişbant internet ile ülkenin ekonomik büyümesi arasında bir bağlantı olduğunun ortaya konduğu araştırmayla genişbant internetin ticari iletişimin önemli bir parçası haline gelmesi yatıyor.

 

Türkiye’de genişbant bağlantının çok hızlı bir gelişim gösterdiğini vurgulayan araştırmaya göre Haziran 2006’da genişbant bağlantıların yüzde 96,4’ü 256Kb ve daha düşük bağlantıya sahipken 2006 Aralık’da kullanıcıların yüzde 97,6’sı 512Kb’den daha yüksek hızlarda bağlanmaya başlamış. 

 

Aynı araştırmaya göre kurumsal genişbant bağlantıların yüzde 88.4’ünü küçük işletmeler (1-48 çalışan) tarafından kullanılıyor. Orta boy işletmelerin (50-249 çalışan) oranı yüzde 9,7 ve büyük işletmelerin (250+ çalışan) payı ise yüzde 1,9.

 

Araştırma ayrıca Türkiye’nin yeni nesil genişbant erişimi için, çok hızlı, üzerinde interaktif ve ticari televizyon yayıncılığı gerçekleştirilebilecek kapasiteye sahip, evlere kadar uzanan fiber optik yatırımının ve yaygın Metro Ethernet talebinin artacağını gösteriyor. Tüm dünyada hızla yaygınlaşan Metro Ethernet temelli genişbant uygulamalarının önümüzdeki 3-5 yıllık sürede ADSL teknolojisin yerini alması bekleniyor.

 

2010 yılında 560 milyon kişi

 

Yapılan araştırmalar, dünyadaki genişbant abone sayısının 2006 ve 2010 yılları arasında % 16.2 oranında büyüyeceğini gösteriyor. 2006 yılında yaklaşık 310 milyona ulaşan abone sayısının 2010 yılında 560 milyon olması bekleniyor. Bu oranın önümüzdeki yıllarda yükselmesindeki sebepler arasında genişbant internetin tüm dünya çapında iletişim altyapısının en temel parçası olarak ön plana çıkması ve toplumların birbirleri ile daha fazla iletişim kurmasında genişbant iletişimin önemli katkısının olduğu kriterleri yer alıyor.

 

Genişbant internet toplumun yapısında olumlu yönde iyileşmeler meydana gelmesine de yardımcı oluyor. Bunlar arasında daha eğitimli, sağlıklı, güvenli bir topluluk, rekabetçi iş yaşamı ve vatandaş odaklı devlet kavramları yer alıyor. Genişbant eğitimin daha kolay ulaşılabilir olmasına ve öğrencilerin genişbant internet sayesinde etkileşimi yüksek dijital eğitim yazılımlarına daha kolay erişebilmelerini sağlıyor. 

 

İnsan hayatının en önemli unsurları arasında yer alan sağlık konusunda da faydalar sağlayan genişbant; vatandaşlara nerede olduklarına bakmaksızın online sağlık hizmeti, bilgi ve kaynak imkanı sunuyor. 

 

Genişbant internetin en önemli faydalarından bir tanesi de yerel ve bölgesel düzeydeki kamu güvenliği yetkililerine bilgiye daha hızlı erişim sağlayarak daha hızlı hareket etmelerine imkan sağlaması olarak gösteriliyor. Bu teknoloji sayesinde, kurumların ağ temelli çözümleri kullanmalarını mümkün hale geliyor: E-ticaret, müşteri ilişkileri yönetimi, e-öğrenme, global ekonomiye ulaşmada önemli katkılar sağlayan genişbant, hükümetlerin vatandaşa daha verimli, saydam ve etkili hizmet vermesine yardımcı oluyor. 

 

Genişbant internetin yaygınlaşması yeni teknolojilerin insan hayatına girmesine imkan sağlıyor. Bunlar arasında Video & IPTV, 3’lü servisler (ses, data ve video hizmetlerinin aynı operatör tarafından verilmesi), ofise gitmeden evden çalışma ve kablosuz genişbant teknolojileri sayesinde mobil iletişimin yaygınlaşması yer alıyor. 

 

Türkiye yaygın genişbant erişime batı ülkelerine kıyasla geç sahip olsa da özellikle ADSL pazarındaki hızlı büyüme ve pazardaki oyuncuların gelecekle ilgili iş planları, Türkiye’nin bu konuda dünyanın gerisinde kalmayacağını gösteriyor. 

 

Rakamlarla Genişbant:

 

- ADSL kullanımı 2006 yılının son 6 ayında 660 bin adet artarken kablolu internet kan kaybetti

- Hükümet, 2006 yılında yüzde 20 olan ticari kurumların genişbant internet kullanım oranını 2010 yılında yüzde 95’e getirmeyi planlıyor

- Küçük ve orta boy işletmelerin genişbant kullanımı büyük işletmelere kıyasla daha hızlı artıyor

- Haziran 2006 tarihinde % 2.02 olan 512 KB ve üstü internet kullanımı Aralık 2006 tarihinde % 97.6’ya yükseldi

14/7/2007

Gülüyorum o halde zayıfım

.

Bir kahkaha bir kalem pirzolanın yerine geçer mi bilinmez, ama mutlu olan insanların mutsuz olan insanlara göre daha zayıf olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.

Bunun nedeni ise mutsuzluğun neden olduğu yeme isteğine karşı koyamamak

Mutluluk ve yemek yeme davranışları kişiden kişiye farklılık gösterse de, çoğu insanın mutsuz olduğunda alacağı ilk soluk buzdolabının önü ya da bir restoranın masasıdır. Ancak, insanlar mutluyken yemeği çok da akıllarına getirmezler. Özellikle aşık olunduğunda vücutta salgılanan mutluluk hormonları, mutluluk ile yemek ilişkisine açıklık getiriyor.

Aşık ve mutluyken yemekten uzak duran çiftler evlilikle birlikte kilo almaya başlıyor. Evlilik sırasında çiftlerin birlikte kilolanması 'boşvermişlik' duygusuyla birlikte kahkaha ve gülücüklerin azaldığını da gösteriyor. Yemek yeme davranışları ile mutluluk arasındaki bağlantıyla ilgili olarak görüştüğümüz Prof. Dr. Sedat Özkan, "Gülmek, psikolojik ve fizyolojik açıdan bir sağlık ve denge belirtisidir. Kahkaha sırasında yüz, göğüs, karın iç organları ve sindirim sistemindeki kaslar uyarılır. Buna bağlı olarak sindirim hızı ve solunum derinliği artar. Dolaşım uyarılır, kalp hızı ve kan basıncı yükselir. Gülme sırasında kaslar kasılır ve gevşer, ağrıya tolerans artar. Ayrıca gülmenin immün yani bağışıklık sistemini güçlendirdiğini gösteren çalışmalar da var. Gülümseme, otonom sinir sistemini harekete geçirerek stres hormonlarının seviyesini olumlu yönde değiştirir."

'Duygusal yeme' eylemi

Gülme eyleminin sosyal bir olay olduğunu da kaydeden Prof. Özkan şöyle devam ediyor: "Gülmek; birliktelik, yakınlık, samimiyet ve arkadaşlık duygularını ve ilişkileri güçlendirir. Bireyin güvensizlik duygusunu azaltarak, benlik saygısının yükselmesine yardım eder. Sosyal ilişkilerini güçlendirir. Güldürmek, mizahta güçlü iletişim yollarından biridir. Karşı cinse ve diğerlerine verilen güçlü bir özgüven mesajı taşır. Genel olarak bakıldığı zaman mutluluk, diğer duygular gibi, davranışlara, düşüncelere, bakış açısına etki eder."

Cinsel, profesyonel ve sosyal mutluluğun bireyin genel fizyolojik ve psikolojik sağlığı açısından büyük önem taşıdığını da hatırlatan Prof. Özkan, bu alanların herhangi birinde tatminsiz ve mutsuz olan kişinin bu durumla baş edebilmek için çeşitli çarelere başvurduğunu söylüyor. Ve şöyle devam ediyor: "Kişi, tatminsizliğinin ve mutsuzluğunun acısını yemek yiyerek çıkarmaya çalışıyor. Bu tür yemek yeme eylemine ise 'Duygusal yeme' deniyor. Fiziksel olarak aç olmadığımız halde üzüntü, öfke, stres, yalnızlık, can sıkıntısı gibi duygusal durumların tetiklemesiyle atıştırmayan kimse hemen hemen yoktur. Fizyolojik olarak stres, 'stres hormonu' olarak da bilinen kortizol düzeylerinde artışa neden olarak aşırı duygusal yemek yemeye, özellikle tuzlu gıdalara yönelime neden oluyor.
Oysa yaşamına mizahı ve kahkayı alan kişilerin bedenindeki denge korunuyor."

Prof. Sedat Özkan diyor ki:

Yemek hep ödül olarak görülmüş

"Yeme, biyolojik olarak insanların temel faaliyetlerindendir. Ancak yemenin sembolik özelliği biyolojik gerekliliği kadar önemlidir. Yiyecek, sevgi ve arzunun ifade edildiği ve iletildiği bir araçtır. Yemek, yaşamın ilk yıllarından beri sevgi, ilgi ve ödüllendirilme, güven ile özdeşleştirilir. Çoğumuzun yemekle ilgili mutlu ve güven hissettiren anıları vardır. Ebeveynleriniz sizi şeker ya da tatlı ile ödüllendirmiş ya da kutlamıştır; dolayısıyla büyüme sürecinde yemek ile özellikle çeşitli gıdalar ile aramızda duygusal bir bağ gelişir ve anlamlar yüklenir. Ayrıca, geleneksel toplum yapısında yiyecek hazırlama, yemek yeme sosyal ve paylaşım içerisinde gerçekleşen durumlardır. Dolayısıyla, stresin yarattığı hem fizyolojik, metabolik değişimler nedeni ile hem de öğrenilmiş davranış ve baş etme biçimi olarak, duygusal yeme biçimi ortaya çıkar. Yemek ayrıca, öfke, mutsuzluk, yalnızlık hissi gibi olumsuz duygulardan anlık olarak uzaklaştırıcı etkisi ile de önemli bir eylem olarak görülüyor. Üzülen, cinsel, sosyal ve profesyonel alanda mutsuzluk yaşayan bireyler için yemek, bir baş etme yöntemi olarak kullanılıyor.

Ayrıca toplumda yüzde 3-10 arası görülen yeme bozuklukları, duygu durumu ve yemek arasındaki bağlantının klinik görünümünü oluşturuyor. Düşük özgüven, mükemmelliyetçilik, stresle başa çıkamama, kendini ortaya koyamama gibi bazı psikolojik etkenler, yeme bozukluğuna neden olabiliyor. Bununla birlikte, zayıflık ve zayıflamanın son yıllarda medyada artan yeri ve başarılı olmak için sosyal olarak duyulan baskı da kişide yeme bozukluğu gelişmesine katkıda bulunuyor. Yaşamdaki zorlayıcı olaylar karşısında doğru baş etme yöntemleri kullanmak çok önemlidir. Eğer bunu yalnız başaramıyorsanız, profesyonel yardım alabilirsiniz."


 

14/7/2007

Ömer'i canlandırırken geçmişimden çalıyorum

.

Gökhan Özen, bugünden itibaren de "Yalancı Dünya" ile izleyici karşısına çıkacak. Özen, karakter açısından birbiriyle taban tabana zıt ikiz kardeşleri canlandıracak.

İlk oyunculuk deneyimini "Sevda Çiçeği" dizisinde yaşayan Gökhan Özen, bugünden itibaren de "Yalancı Dünya" ile izleyici karşısına çıkacak. Star TV’de yayınlanacak dizide zıt karakterlerdeki ikiz kardeşleri canlandıran Özen, "Saner’e pek benzemiyorum ama Ömer karakterine hazırlanırken geçmişimden çok şey çaldım" diyor.

Yeni dizide iki farklı karakteri canlandıracaksınız. Rollerinizden biraz bahseder misiniz?

- Aslında hem çok keyifli hem de çok zor... Usta oyuncularla sohbet ederken, bana aslında ne kadar zor bir iş üstlendiğimi söylüyorlar. Ömer karakterini kendime daha yakın tutarak, kendi içimden, anılarımdan esinlenerek kurtarıyorum. Saner ise daha aristokrat bir tip; bana pek yakın değil. Tam olarak Ömer’e benzemesem de, onun kadar fakirlik görmesem de onunkine benzer duygular yaşadım. Parasızlık nedir bilirim, bu yüzden Ömer’i daha iyi anlıyorum. Kendimden bir şeyler katıp Ömer rolünü kurtarıyorum. Aslında bir nevi Ömer’i canlandırırken geçmişimden çalıyorum da diyebilirim. Özetle şu an hayatımda üç ayrı karakter var: Gökhan Özen, Ömer ve Saner. 

Saner rolünü nasıl kurtaracaksınız peki?

- Hayatımda pek de Saner’lik bir durum olmadı, ama Saner gibi arkadaşlarım oldu. Yürüyüşlerinden disiplinli yaşamlarına kadar pek çok detayı gözlemlediğim için bu rolü çıkarabileceğimi düşünüyorum. 

Sizin ilk oyunculuk deneyiminiz "Sevda Çiçeği"nde oldu, öyle değil mi?

- Evet, "Sevda Çiçeği"nden önce oyunculukla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Sanatçılık kariyerime baktığınız zaman, çok da sosyal olmadığımı görürsünüz. Set çok daha sosyal bir ortam olduğu için bir denemek istedim. Aslına bakarsanız, küçüklüğümden beri herhangi bir iddia taşımasam da oyunculuk yapmak istiyordum. Bu yüzden "Hadi bir başlayalım" dedim. O dizinin ilk üç bölümünde çok acemiydim. Zorlukları aşabilmemi cesaretime borçluyum. Başrol üstlenmiş olmak beni hiç ürkütmedi. Kendimi sınırlamam, ama bilinçli olarak girerim işe.

/_newsimages/3720802.jpg Acemiliği nasıl aştınız?

- Tek başıma ayna karşısında çalıştım, ezber yapmaya başladım, gece yatarken tekrar yapıyordum. Gece gündüz uğraştım yani. Çok güzel dizi oldu sonuçta... Bana geri dönüşümü de çok olumluydu, iyi eleştiriler aldım. O projeyle birlikte sette olmayı ve oyunculuk yapmayı sevmeye başladığımı hissettim.

Oyuncu koçundan yardım aldınız mı hiç?

- Oyunculuk üzerine hiç eğitim almadım. Ama çok abartılı bir tempoda olmasa bile bir oyuncu koçundan ders aldım. Dizi başlamadan 15 gün önce çalışmaya başladık, bu durum dizi bitene kadar sürdü. "Aaa dizi tuttu, hadi oyuncu koçunu bırakayım artık" demedim yani... Koçumuzun katkısıyla sahneler profesyonellik kazanıyordu. Faydasını gördüğüm için de dizi boyunca devam ettim. Bence bu, işinizi çok sevmenizle alakalı. Ben oyunculuğu severek yapıyorum.

Peki ya müzik?

- Müzik benim hayatım, beni bu noktalara getiren de o... Ama oyunculuk da neredeyse onun seviyesine geldi, müziğe eklendi artık. Oyunculuğu çok sevdim. Benim için bir nevi deşarj olma yolu...

Ekranda izlediğiniz zaman kendinizi yeterli buluyor musunuz?

- Bazen buluyorum, bazen bulmuyorum. İlk izlediğimde çok yadırgadım. Aynı gün Ankara’dan ağabeyim aradı ve "23 senedir evimizde Gökhan diye çağırdığımız adamı televizyonda Selim diye görünce kendimi garip hissettim.

Aynı Gökhan ama evler ayrı, başkalarına ’baba’ diyorsun" dedi. Söylediğim gibi ben de çok yadırgadım ama sonradan alıştım. 

Şarkıcıların dizi çekme modası, son dönemde yeniden gündemde... Bunun nedeni artık albümlerin eskisi kadar satmaması mı? 

Bilmem ki... insanların kafasında neler var bilemem. Ben söylediğim sebeplerden dolayı başladım; bu işi seviyorum. Gerçekten yorucu bir iş... Sabahın köründe kalkıyor ve geç saatlerde yatağına giriyorsun. Haftanın 5-6 günü tempo böyle devam ediyor. Ayrıca ben daha ilk işimde dublajımı kendim yaptım. Resmen cahil cesaretiydi. Birkaç bölüm güzel olmadı ama çalıştıkça toparladım. Sonunda güzel olduğunu söylediler, rahatladım. Bu dizide de ikizlerden birini ben seslendirmek istedim ama albüm çalışmalarım olduğu için sette işler aksayacaktı. O yüzden istediğim halde seslendirmeye giremiyorum.

Bundan sonra oyunculuk daha mı ağır basacak?

- Hayır, öyle bir şey söyleyemem. Ama elbette bazı şeylerden fedakarlık etmem gerekecektir. 

Detaycılığım yapımcıları çok sıkıyor

- Size sunulan projeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerçeği söylemek gerekirse o kadar detaycıyım ki, bu huyum yapımcıları çok sıkıyor. Oyuncu kadrosundan tutun da senaryonun gidişatına kadar her şeye çok dikkat ederim. Sonuçta altına imza attığım bir iş olacağından, bunu yapmak zorundayım. "Sevda Çiçeği"nden sonra 8-10 tane daha senaryo geldi. Çoğunun işi boştu. Zaten bunu senaryonun ilk iki sayfasından anlıyorsunuz. Bu projeyi ise çok istedim. Çünkü benim de aklımda bir ikizi canlandırma fikri vardı. Böyle bir tesadüf oldu.  

 

14/7/2007

Bana ’seksi kız’ demeyin

.

Kanal D'nin yeni dizisi "Genco"nun başrol oyuncusu Selen Seyven, "seksi kız" olarak anılmaktan hiç hoşlanmadığını açıkladı.

Kanal D’nin yeni dizisi "Genco"nun başrol oyuncusu Selen Seyven, kısa sürede dikkatleri üzerine çekti. Aynı zamanda ünlü yönetmen Ezel Akay’ın yeğeni olan ve izleyici karşısına ilk kez dayısının yönettiği "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü" filmiyle çıkan Seyven, Tempo dergisine verdiği röportajda "seksi kız" olarak anılmaktan hiç hoşlanmadığını açıkladı.

İzmirli güzel kızlar kontenjanından mısınız?Hayır, ben Ankara doğumluyum. Annem Özbek, babam Yugoslav. Bir melezlik var. Ankara’yı çok seviyorum. Liseye kadar oradaydım. Liseden sonra konservatuvar okumak için İstanbul’a geldim. Müjdat Gezen Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü kazandım, üç senedir de orada okuyorum.

n Henüz görmediğimiz bir filmde de oynamışsınız...

- Evet, adı "Janjan". Geçen yıl Kütahya’da çekildi. Ekim ayında vizyona girecek. 17 yaşında, 70 yaşında bir dedeyle evlenmek zorunda kalan, Güzel isminde bir Kürt kızını oynadım.

n Kendinizi güzel buluyor musunuz?

Kendimi hiç güzel bulmam. Bir tek burnumu beğenirim. Bu orijinal hali! Dudaklarımı bazen beğenirim, gözlerimden hiç hoşlanmam, çünkü çok küçükler. Ben şirin olmayı tercih ediyorum. En hoşuma gitmeyen şey de "seksi kız" olarak anılmak...

n Beğendiğiniz, örnek aldığınız kim var peki?

- Tilbe Saran’ın büyük hayranıyım! Zuhal Olcay’ı ve Sumru Yavrucuk’u da çok beğeniyorum.

n Kendi jenerasyonunuzdan beğendiğiniz kimse yok mu?/_newsimages/3719976.jpg

- Nurgül Yeşilçay’ı beğenirim. Özellikle son filmi "Adem’in Trenleri"nde olağanüstüydü.

n "Genco" dizisi için teklif nasıl geldi? Dayınız Ezel Akay ile bir bağlantısı var mı?

- Hayır. Dayımın ne dizi ile ne de "Janjan" filminde oynamamla bir bağlantısı var. Hatta dayımın, film çekildikten sonra haberi oldu. O kadar meşgul bir adam ki.. "Janjan" için beni bir arkadaşım önermişti, "Genco"da da öyle oldu.

n Dizide canlandırdığınız Pınar nasıl bir karakter?

- Pınar dizideki en temiz, en uslu kız! Babası onu mimarlık okuyor sanıyor, ama o piyano sevdalısı. Genco ile enteresan bir iletişim kuruyor. Genco içine kapanık bir tip. Hademe olarak okula giriyor ama ardında çok şey var. Pınar, Genco’yu açmaya çalışan, onu çözmek isteyen bir karakter.

n Sizin de böyle analitik merakınız var mıdır?

- İyi karakter analizi yaparım. İnsanları, gördüğüm ilk anda çözüyorum. Genelde de doğru çıkıyor.

n Dizide Genco, hademe kılığında okula giriyor. Siz gerçek hayatta bir hademeyle birlikte olabilir miydiniz?

- Aşk o kadar güzel, o kadar tatlı bir şey ki, aşık olduktan sonra kim olduğu umrumda değil. Zenginlik ya da fakirlik bunu engelleyemez.

n İki gönül bir olunca...

- Samanlık seyran olur! Katılıyorum!

n Bir röportajınızda, "Aşklar unutulmaya başlanıyor" demişsiniz. Öyle mi gerçekten?

- Günümüz aşkları o kadar günlük ki... Bence ilişki dediğin uzun olmalı. Bizim jenerasyonumuz her şeyi çok çabuk tüketiyor. Hepimiz çok açız. "Onu bitirdim, şimdi şuna geçeyim" tadında... Annelerimiz böyle yaşamıyorlarmış. O zamanki masum aşkı isterdim. Biz niye tatmin olamıyoruz?

n Bu yaşa-tüket kültürle başa çıkmak için ne yapıyorsunuz peki?

- Ben ilişkilerime, arkadaşlarıma çok sahip çıkarım. İlişkilerim hiç kısa ömürlü olmadı. Biri 1,5 sene, diğeri iki sene sürdü. Şu an yalnızım ama eğer bir gün gerçek aşkı bulursam ve ona inanırsam, onu kaybetmemek için elimden geleni yaparım. Arkadaş konusunda da aynıyım. Gerçek arkadaş, bulunca ona sıkı sıkı sarılıyorum. Çünkü artık insanlara inanmıyorum.

n Bunun için çok erken değil mi?

- Çok darbe yedim! O kadar arkadaş kazığı yedim ki...

n Oyunculuk dışında ilgilendiğiniz şeyler var mı?

- At biniyorum. Hayvan sevgim çok büyük. Sarıyer’de bir hayvan çiftliğimiz var. Evde de iki tane İran kedim var. Dışarıda gezmeyi çok sevmiyorum. Tam bir ev kedisiyim.

Ezel Akay’ın yeğeni olarak anılmak istemem

n Ezel Akay’ın desteği olmadığına göre, "O olmasaydı da sizin için bir şey değişmezdi" diyebilir miyiz?

Yine böyle olurdu. Ezel Akay’ın dayım olması çok büyük avantaj. İlk ve en önemli kamera deneyimimi "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü" filmindeki kısa rolümle onun sayesinde yaşadım. Dayım sonra bana "Hadi gel bir şey yapalım" demedi. Beni orada bıraktı ve "Artık yürü" dedi. Bence en doğrusunu yaptı. Ezel Akay’ın yeğeni olarak anılmak yerine, tek başıma anılmayı tercih ederim. Onunla anılmak da çok büyük bir onur, gurur duyuyorum. Ama kendimle de gurur duymak isterim.


 

 

14/7/2007

Real’in GS’ye yenilmesini unutamıyorum

.

250 milyon albüm satışıyla Guinness Rekorları kitabına giren, birçok kez Grammy ödülüyle onurlandırılan, Latin Müziği’nin yaşayan efsanesi Julio Iglesias, önceki gün Kuruçeşme Les Ottomons Otel’de bir basın toplantısı düzenledi.

İstanbul Arena’da bu akşam vereceği konserin biletleri 10 gün önceden tükenen Iglesias, yaptığı açıklamalarla tam bir Türkiye aşığı çıktı.

Basın toplantısına gecikmeli katılan Julio Iglesias, "Çok geç yatıyorum kusura bakmayın. Türkiye’ye ilk geldiğimde galiba bu odadaki kimse doğmamıştı. 1970’li yıllarda gelmiştim. Tarihini bile hatırlamıyorum. En son İstanbul’a geldiğimde ise Elizabeth Taylor’la birlikteydim..." esprisiyle açıklamalarına başladı.

Türkiye’ye aşık olduğunu belirten ünlü şarkıcı, "Türk insanına kültürüyle her şeyiyle aşığım ama bizim takımın (Real Madrid) sizinkilere (Galatasaray) yenilmesini unutamıyorum. Biz daha iyi oynamıştık, siz şanslı gününüzdeydiniz" diyerek futbola olan büyük tutkusunu hatırlatmış oldu.

14/7/2007

Real’in GS’ye yenilmesini unutamıyorum

.

250 milyon albüm satışıyla Guinness Rekorları kitabına giren, birçok kez Grammy ödülüyle onurlandırılan, Latin Müziği’nin yaşayan efsanesi Julio Iglesias, önceki gün Kuruçeşme Les Ottomons Otel’de bir basın toplantısı düzenledi.

İstanbul Arena’da bu akşam vereceği konserin biletleri 10 gün önceden tükenen Iglesias, yaptığı açıklamalarla tam bir Türkiye aşığı çıktı.

Basın toplantısına gecikmeli katılan Julio Iglesias, "Çok geç yatıyorum kusura bakmayın. Türkiye’ye ilk geldiğimde galiba bu odadaki kimse doğmamıştı. 1970’li yıllarda gelmiştim. Tarihini bile hatırlamıyorum. En son İstanbul’a geldiğimde ise Elizabeth Taylor’la birlikteydim..." esprisiyle açıklamalarına başladı.

Türkiye’ye aşık olduğunu belirten ünlü şarkıcı, "Türk insanına kültürüyle her şeyiyle aşığım ama bizim takımın (Real Madrid) sizinkilere (Galatasaray) yenilmesini unutamıyorum. Biz daha iyi oynamıştık, siz şanslı gününüzdeydiniz" diyerek futbola olan büyük tutkusunu hatırlatmış oldu.

14/7/2007

Hande Yener mekanı kimin için terk etti

.

Hande Yener sevgilisiyle eğlenmek için gittiği mekanda kimi görüp, eğlencesini yarıda kesip mekanı terk etti...

Pop müziğin başarılı seslerinden Hande Yener, dün akşam sevgilisi ve menajeri Kadir Doğulu ile eğlenmek için ünlü gece klüplerinden birine gitti. İlerleyen dakikalarda son günlerde kavgalı olduğu bakkal şarkıları yapıyor dediği Serdar Ortaç geldi. Yener kavgalı olduğu Ortaç'ın içeri girdiğini görünce apar topar mekanı sevgilisiyle terk etti. Dışarıda bekleyen gazetecilerin kendisi hakkında yorumlar yapan sanatçıların sorusuna "bunlara cevap vermiyorum" Serdar Ortaç'ı gördünüzmü sorusunu ise duymamazlıktan geldi.   

14/7/2007

Gündüz saç keser, akşam düğünlerde şarkı söylerdi

.

akşamları düğünlerde şarkı söyleyerek geçimini sağlayan Armağan Uzun, artık Türkiye'nin en ünlü gençlerinden biri!

Armağan Uzun, 1981 yılında İzmir'in Torbalı ilçesinde dünyaya geldi. Maddi sıkıntılar eğitimine devam edemeyen Uzun, gündüzleri ağabeyinin dükkanında berberlik yaparken, akşamları da düğünlerde şarkı söylüyordu. Ancak Popstar Alaturka yarışması hayatını değiştirdi. O şimdi Türkiye'nin en ünlü ve zengin kadınlarından Bülent Ersoy'un eşi...
Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin en ünlü ve zengin kadınlarından Bülent Ersoy’la hayatını birleştiren Armağan Uzun, orta gelirli bir ailenin çocuğu olarak 1981 yılında İzmir’in Torbalı ilçesinde dünyaya geldi. Maddi sıkıntılar yüzünden ortaokuldan sonra eğitimine devam edemeyen Uzun, gündüzleri ağabeyinin dükkanında berberlik yaparken, akşamları da düğünlerde şarkı söylüyordu. İzmir’in Torbalı ilçesinde yaşayan orta gelirli bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Armağan Uzun, bugün Türkiye’nin en ünlü ve zengin kadınlarından Bülent Ersoy’la evli... Ama geçmişte yaşadığı zor dönemler hálá aklında...
Arda adında bir ağabeyi, Arzu adında da bir ablası olan Uzun, öğrenimine ancak liseye kadar devam edebildi. Maddi sıkıntılar nedeniyle eğitimini yarıda kesen Uzun, 1996 yılında Gazi İlköğretim Okulu’ndan mezun olduktan sonra çalışma hayatına atıldı. Gündüzleri ağabeyi Arda ile berberlik yapıyor, akşamları ise düğünlerde şarkı söylüyordu.
Ailesi Cengiz-Gülsüm Uzun’a az da olsa maddi destek sağlamaya başlayan genç adam, daha sonra berberliği bırakarak tamamen şarkıcılığa yöneldi. Uzun süre Torbalı ve İzmir’in çeşitli kulüplerinde çıkan Uzun, aynı zamanda düğünlerde şarkı söylemeye de devam ediyordu.
Hayatı, 2006’daki ilk "Popstar Alaturka" yarışmasının elemelerine katılmasıyla tamamen değişti. Birçok kez İstanbul’a gelen ama her seferinde hüsranla İzmir’e dönen Armağan Uzun, bu kez hırslanmıştı... Bu yarışmayı kazanmak, İstanbul’da kalmak ve müzikal anlamda istediği noktaya ulaşmak istiyordu... Sempatikliği, saygılı davranışları, ses rengi, başarma azmi ve çalışkanlığı sayesinde önce jürinin ardından da halkın desteğini alarak, her hafta bir rakibini eledi. Son beş haftaya kadar açık ara farkla birinci olan Uzun, finalde ise Hasret ve Erkan’la yarıştı.
Bu arada Torbalı halkı da desteğini ondan esirgemiyordu. Her hafta İstanbul’da yarışmanın yapıldığı stüdyoya iki otobüs taraftar gönderen Torbalı Belediyesi, pazar yerine biri 40, diğer ikisi 25 metrekare olan üç dev ekran kurdu. Yaklaşık 5 bin kişinin soğuk havaya rağmen geç saatlere kadar ilgiyle izlediği yarışmada Torbalı halkı, onun şarkılarıyla coştu.
Ancak sürpriz bir gelişmeyle, finalde birinciliği Hasret’e kaptırdı. Sonuçlar açıklanınca Hasret’in birinci olmasına çok sevindiğini ifade eden ve yarışma boyunca da her zaman birinci olarak gösterildiğini söyleyen Armağan, "İkincilik de /_newsimages/3720034.jpggüzel bir şey ama kulağıma küpe olsun artık. Olmadan artık hiçbir şeye oldu demeyeceğim" dedi.
Yarışma sürerken basında Bülent Ersoy’la Armağan Uzun’un aşk yaşadıkları yönünde haberler çıkmaya başladı. Ersoy bu konudaki sorulara "Hoş çocuk, neden olmasın?" diye yanıt verdi. Armağan ise "Bülent Hanım çok güzel bir bayan. Şu anda bir birliktelik yok ama ileride olabilir" diyerek, daha o günlerde evlilik sinyallerini verdi.
Aynı günlerde mikrofonlar, oğlu Armağan’ın Ersoy’la ilişkisine onay vermediği yazılan anne Gülsüm Uzun’a da uzatıldı. Gülsüm Hanım’ın yorumu ise "Oğlum bana gelip ’Anne ben evlenmek istiyorum’ derse tabii ki olumlu yaklaşırım. Benim için oğlumun isteği önemlidir" oldu.

ÇAKKIDI ARMAĞAN

"Popstar Alaturka"da her zaman ağırbaşlı görüntüsüyle dikkat çeken Armağan Uzun’un, bundan iki yıl önce Seda Sayan’ın sabah programına katıldığı ve o zamanki imajının bugünkünden çok farklı olduğu ortaya çıktı. Bülent Ersoy’la aşk yaşadığı haberlerinin basına yansımasından sonra eski görüntüleri arşivlerden çıkarılan Uzun’un o programdaki dans şovu, uzun süre ekranlarda gösterildi ve tartışma konusu oldu.

HİÇ HAYIR DİYEMEM

Adı: Armağan Mustafa

Soyadı: Uzun 

Doğum tarihi: 19/03/1981

Doğum yeri: İzmir 

Yaşadığı şehir: İzmir 

Eğitimi: Ortaokul 

Burcu: Balık 

Tuttuğu takım: Galatasaray 

En sevdiği renk: Siyah, beyaz 

En sevdiği hayvan: Balık, köpek, muhabbet kuşu 

En sevdiği Türk filmi: Vizontele 

En sevdiği yabancı film: Kasımda Aşk Başkadır

En büyük hayali: Müzik adına güzel şeyler yapmak 

En sevdiği özelliği: Sempatiklik, merhamet, yardımseverlik

En sevmediği özelliği: Hiç hayır diyememek

5/7/2007

07.07.2007 çılgınlığı

.
Her kültürde her dinde ayrı bir anlamı var. O gün insanlar bakın ne yapacak?
Tarihin en popüler evlenme günü!.. Hıristiyan kültürüne göre 7 şanslı bir sayı. Takvimlerde üç tane yedinin yan yana gelmesi, herkesin özel günlerini o tarihe ayarlama çılgınlığına yol açtı.

Cennetin katları, meleklerin sayıları, haftanın günleri, bütün bunlar 7 sayısının şanslı olduğu fikrini güçlendirmiş. Amerika’da birçok ünlü evlilik planlarını bugüne göre yaptı. Türkiye’de de öyle...

7 Temmuz Cumartesi günü Türkiye’de de evlenme rekoru kırılacağı anlaşılıyor. Yüzlerce çift, bugün için aylar öncesinden gün alabilmek için yarıştı. Sadece Şişli Belediyesi’ne nikáh için başvuran çiftlerin sayısı 150’yi buldu. Kadıköy, Bakırköy, Beyoğlu, Bahçelievler de öyle... Büyük oteller düğünlerle kapatıldı. Otel oda numarasında 7, limuzin plakasında 777’yi isteyenler çok.

Amerika’da rezervasyonlar 2005 yılında başladı. Ayrıca 7 Temmuz’da Las Vegas’taki kumarhanelere akın olacak... Fakat evleneceklerin duymaması gereken bir gerçek ise, Çinlilerin 7 sayısını uğursuz görmesi ve ölümle ilişkilendirmesi.

’YEDİ’NİN HİKMETİ

Verda Aymete’
nin yazdığı metin, bir süredir internette ve çeşitli basın organlarında dolaşıyor; yedinin hikmetini anlatıyor:

"Dünya 7 kıta, hafta 7 gün, gökkuşağı 7 renk, dünyanın 7 harikası, eski Yunan uygarlığında 7 akıllı adam! Dünyada 7 kapı, mitolojide 7 esas Tanrı, soyumuz 7 göbek, Pamuk Prenses ve 7 cüceler, ilkokulun başlangıç yaşı 7, Çin’de kutsal 7 element, dünyanın etrafında 7 gezegen, Feng Shui’de iletişim sayısı 7, büyükayı 7 yıldızlı, insan 7 çakralı, nota sayısı 7, káinatın 7 safhada yaratıldığına inanılır. İrfanın, mistik gücün, dua ve meditasyonun, manevi başarının ve bilgeliğin rakamı yine 7... Kábe’nin etrafı 7 kez tavaf edilir, Katoliklerde 7 sakrament esas, kutsal şamdan 7 mumlu, Mısır’da güneş tanrısı RA 7 ruhlu, Tibet’te 7 Buda, Afrikalıların Kwanza bayramı 7 sembollü, Zulu süsleri 7 renkli, Eskimolarda kar 7 isimli, Hürmüz 7 kocalı, dinlenmek 7. günde, 7 tepe üstünde Rio, 7 tepe üstünde Roma, 7 tepe üstünde İstanbul, filmlerden ’7 kardeşe 7 gelin’, başka bir film ’7 günah’, ’James Bond 007’, Yüzünüzde 7 nokta (açık) var (ağız, kulak 2, burun 2, göz 2), dünya 7 kıta, denizlerin figüratif sayısı 7, Kızılderililere göre mevsimler 7 tane, Avustralya yerlileri Kulinlere göre de mevsimler 7 tane, Japonya’da rakamların en uğurlusu 7, Tarot falında 7 zafer, Mevláná yılı (doğum yıldönümü-1207-2007), gökyüzü 7 kat... "
<****** type=text/**********>changeTarget(document.getElementById("news_content"))

5/7/2007

Bu kadarına pes artık!

.
Balıkesir'de inanılmaz olay. Çay paketinden bakın ne çıktı..
Balıkesir'in Edremit ilçesinde çay paketinin içinden fare çıktı.

İnşaat işçisi Bahattin Avcı (30), inşaatta çay içtikleri paketten son çayı demlemek isterken çay paketinin dibinde ölü fareyi görünce soluğu Edremit Belediyesi Zabıta Amirliği bürosunda aldı. İnsan sağlığının bu kadar ucuz olamayacağını bildirerek firmadan şikayetçi olacağını bildiren Avcı, yasal işlem yapılmasını istedi.

Zabıtlarda çayla bütünleşmiş fareyi görünce böyle bir olayla ilk kez karşılaştıklarını belirtti.
<****** type=text/**********>changeTarget(document.getElementById("news_content"))

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı